Kahve Yanı Yazıları

kâr.

Bir motoru besleyen mazot gibi, şu tüm kadınların yanı başındaki erkekte olmasını istediği gibi uzun parmaklı ellerimden sağdakinin tuttuğu kalemimi besleyen de bir fincan kahve ile gökten yere düşen binlerce damla sanırım. Ne zamanki üzerimizi kapatan bulutlar birkaç damlayı yeryüzüne gönderiyor da o damlalar toprakla buluşuyor, ortalığı mis gibi bir koku alıyor; bir de bir fincan kahvenin yanındaysam değmesinler keyfime, alıyorum kalemimi elime (O kadar ki kafiyeler bile kendiliğinden dökülüyor adeta). Henüz başlayan yağmuru bir ofis penceresine yapışmış izleyen bendeniz, günlerden sonra çok sevdiği kahvenin tadını yeniden almayı başarabilmeyi kendine kâr sayıyor.

“kâr.” öğesini okumaya devam et

Kahve Yanı Yazıları

çilamuri.

Bugün tam 11 yıl oldu. Bazı insanlar ile hiç tanışmazsın lakin her fotoğrafını gördüğünde, her sesini duyduğunda sanki aileden biriymiş gibi hissedersin. Arada bir enerji vardır, görünmez. Aynı şeyleri, aynı şekilde hissedebildiğini düşünürsün. Bunun uzaktan uzağa nasıl olabileceğine kafa yorar durursun, bulamazsın. Öyle iyi gelir ki onların varlığı, görüntüsü, sesi… Çünkü iyi insanlardır onlar. Ve iyi insanların nasıl da hemencecik o yola çıktıklarına aklın ermez; sadece kalbin acır. Mekanın cennet olsun.

“çilamuri.” öğesini okumaya devam et

Homo economicus

Sanat Uzun Hayat Kısa

Bir hafta aradan sonra tekrar bu köşede beraberiz sizlerle. Geçtiğimiz hafta siz bu köşeye gelip de yeni yazımı göremediğiniz anlarda ben, sanat yönetmenliğini yürüttüğüm Ankara Özel Tevfik Fikret Okulları Halk Dansları Topluluğu’nun beşinci büyük temsili olan ve senaryosunu yazıp yönettiğim ‘Zülüf’ adlı tiyatral gösterinin son hazırlıklarını tamamlamaya çalışıyordum. Şükürler olsun ki, topluluğum ve ben bir kez daha başarmış olmanın haklı gururunu yaşıyoruz. Sanat ile geçen bir haftadan sonra bu haftaki köşemizi de ülkemizdeki kültürel, sanatsal aktiviteler üzerine genel bir değerlendirmeye ayıralım istedim.

“Sanat Uzun Hayat Kısa” öğesini okumaya devam et

Kahve Yanı Yazıları

dağ.

Bilenler bilir (fark ettim ki bu kalıbı çok kullanıyorum ben bu satırlarda; demek ki herkesin bilmesine nasip olmayan özelliklerim var benim), Anneler Günü, Babalar Günü gibi özel günlerde sosyal medya hesaplarımdan annem ve babam ile fotoğraf paylaşmaktan mümkün mertebe imtina ederim. Bir telefon kadar uzakta olmaları, gidip hala nefeslerini hissedebilmenin büyük bir şans olduğunu düşünürüm o özel günler boyunca. Ve bu şansa -üzücü bir şekilde- sahip olamayanlar gelir aklıma. İçim burulur.

“dağ.” öğesini okumaya devam et

Homo economicus

13 – 17 Haziran Haftasında Ekonomide Ne Oldu Ne Bitti?

Bir hafta aradan sonra yine geride bıraktığımız haftanın ekonomik gelişmelerini toparlamak üzere beraberiz. FED’in hikayesi devam ediyor. Haziran ayındaki toplantıda faiz artırımına ilişkin bir değişiklik gözükmese de yıl içerisinde Brexit ile beraber FED’i de bir hayli konu edeceğiz gibi duruyor. Küresel ticaret görece yavaşlamaya devam ediyor. İhracat Avrupa Birliği’nde %5 azalırken Güney Kore’de %6, Endonezya’da %9,8 oranında azaldı.

İçeride ise işgücü istatistikleri, güçlü bütçe verileri ile TCMB Beklenti Anketi dikkat çekti. Mart ayı itibarıyla işsizlik oranı %10,1’e gerilerken merkezi yönetim bütçesi Ocak-Mayıs döneminde 9,1 milyar TL fazla verdi.
“13 – 17 Haziran Haftasında Ekonomide Ne Oldu Ne Bitti?” öğesini okumaya devam et

Kahve Yanı Yazıları

yüz.

Şu kısacık ömrümdeki dönüm noktalarının birçoğunun denk geldiği Aralık aylarından birinde, 2015 yılının 22 Aralık gününde “Fakat Allah kahretsin, insan anlatmak istiyor albayım” diyerek başlamıştım bu yolda yürümeye. “Kelimeler bazı anlamlara gelmiyor” diyerek büyük üstada selam göndererek yazmaya, anlatmaya başlamıştım. O günden bugüne fırsat buldukça yazdım; sen de fırsat buldukça, otobüste, evde, parkta, ders arasında, öğle tatilinde beni okudun sayın okuyucu. Bazen bir kahvenin yanına eşlik ettim, bazen de zihnini ekonomik satırlarla karmakarışık ettim. Ama 22 Aralık’tan bu yana geçen sürede bu seninle yüzüncü buluşmamız oldu; kutlu olsun!

“yüz.” öğesini okumaya devam et

Kahve Yanı Yazıları

his.

Bir kitabın içinde yer alan cümlenin sizi bambaşka yerlere alıp götürüp de bünyenizdeki ilham mekanizmasını (böyle söyleyince de mühendislik harikası gibi geliyor kulağa değil mi? Aslında başa bela bir şey!) nasıl da harekete geçirdiğini pek çok kere seninle paylaştım zaten sayın okuyucu. Bugün arka kapağını kapattığım ve arkama yaslanıp da altını çizdiğim cümleleri tekrar tekrar okuduğum kitabın son cümlesinden çıkan bu yazı vücudunun %82,4’ü (küsüratlı sayı vereyim de insanlar ciddiye alsın) ‘his’ olan ‘insan’lara gelsin.

“his.” öğesini okumaya devam et

Kahve Yanı Yazıları

komidin.

2010 yılında Facebook hesabımdan bir fotoğraf paylaşmıştım, yazıp yönettiğim ikinci oyunumun hemen ardından aldığım bir çiçek ve temsilden sonra eve gelip de üzerimden henüz çıkarmadığım takım elbisem ile. Çalışma odamdan bir fotoğraftı, altına da “the office!” yazmıştım; pek beğenmişti insanlar. Nereden bilebilirdim ki bundan altı yıl önce “the office!” diye fotoğrafını paylaştığım odadan altı yıl sonra çıkabilmeyi başarıp da yatağıma bile gidemeyeceğimi. O zamanlar sadece fotoğraf çektirip de yumuşacık yatağıma gittiğim, başucumdaki komidinde duran deftere tatlı rüyalarımı yazdığım günler hayatımın en mutlu günlerindenmiş. Bilmiyordum.

“komidin.” öğesini okumaya devam et

Kahve Yanı Yazıları

var olun.

Bir sezon boyunca uyumak için gözümü kapattığım nadir anlarımda baştan sonra defalarca oynadığım, 62 dansçının her birinin yerini ayrı ayrı düşündüğüm (işin ilginci bu çılgınlıktan ayrıca zevk aldığım), uğruna toplamda 900’e yakın kostüm parçasının kullanılıp da yine yaklaşık 300 saat prova alındığı ‘o gece’ dün akşam gerçekleşti; ‘Zülüf’ o çok özlediği seyircisiyle sonunda buluştu. 6 sene önce küçücük bir salonda 15 kişiyle çıktığımız yolda bugün beşinci büyük temsilimizin sonunda yine alkışa doyduğumuz bir geceyi geride bıraktık. Bana da bu hayalimi de gerçekleştirdiğim sırada beni yalnız bırakmayan güzel insanlara elimden geldiğince teşekkür etmek kaldı.

“var olun.” öğesini okumaya devam et

Homo economicus

Ekonomiye Güvenimiz Artıyor Ama?

Geçenlerde spor ekranlarının sevilen yüzü Deniz Satar’ın paylaştığı “Hayatta sahip olabileceğiniz en büyük lüks, sizi güven duygusundan mahrum bırakmayanlar. İşte, ailede, ilişkide…” cümlesinden hareketle zor bulunan, çabuk kaybedilen güven duygusunun ekonomide dahi olması gerektiğini düşünerek söze başlıyorum bu hafta. Ekonomideki aktörlerin büyük çoğunluğunun (tüketici ve üreticilerin) genel ekonomik duruma ilişkin değerlendirmelerini, beklenti ve eğilimlerini özetleyen bir bileşik endeks olan ekonomik güven endeksi bu haftaki köşemizin konuğu.

“Ekonomiye Güvenimiz Artıyor Ama?” öğesini okumaya devam et

Kahve Yanı Yazıları

yan benimle.

Soğuk, havanın kapalı olduğu bir yaz gününden tekrar merhaba sayın okuyucu (cümledeki ironiye bak; soğuk, kapalı bir hava ama yaz günü). Takvimler yine ayın 8’ini gösteriyor, vakit ne kadar da çabuk geçiyor. Aldık yine kağıt kalemi elimize; kulağımızda kulaklık, yanımızda kahve; yine bir ‘kahve yanı yazısı’ yazmak için koyulduk işe. Geçenlerde de dedim ya; sabahları posta kutunuza düşen bir e-posta, dinlediğiniz bir şarkı ya da gününüzü güzelleştiren bir telefon konuşması sizin ruhunuzu kağıda dökmeniz için gereken ilhamı kolaylıkla verebilir. O ilham anlarından birine daha hoşgeldin sayın okuyucu.

“yan benimle.” öğesini okumaya devam et

Kahve Yanı Yazıları

kutu.

Son zamanlarda karşıma çıkan tatlı şeyden biri oldu ‘bir yudum kitap‘. Her sabah güne başlarken mail kutunuza düşen satırlar sizi yeni güne güzel bir şekilde hazırlarken bir yandan da ilham pencerelerinizi sonuna kadar aralayarak şu hayata yeni güzel satırları katmanızın önünü açıyor. Zamanı değerli kılanın biriktirdiklerimiz olduğunu fısıldamış bu sefer de bu güzel ekip. Gerçekten de öyle. İster maddi, ister manevi; insan ömründen geçen onca zamanı değerli kılan, biriktirilen birçok şey bazen bir kutunun içine sığıveriyor.

“kutu.” öğesini okumaya devam et

Kahve Yanı Yazıları

nefes.

Oğuzcuğum Atay’ın bir sözü, yine bir kahve yanında, bir peçeteye döktü bu satırları; yoğun geçen bir cuma gününde terasa çıkıp da ‘nefes’ aldığımda. Okudum, düşündüm, yazdım. Gerçekten de ne ölmek nefessiz kalmak ne de yaşamak safi nefes almak. Maharet gözünü açıp ağladığın ile hayata gözünü yumduğun süreye aslında kocaman bir nefes sığdırabilmek. Ve yaşamak o kocaman nefesi hak edildiği gibi harcamak. Hadi derin bir nefes al sayın okuyucu, yine beraberiz.

“nefes.” öğesini okumaya devam et

Homo economicus

30 Mayıs – 3 Haziran Haftasında Ekonomide Ne Oldu Ne Bitti?

Geride bıraktığımız hafta yurtdışından gelen veriler itibarıyla yoğun geçti. Ağırlıklı olarak ilk çeyrek büyümeleri ve Mayıs ayı imalat PMI verilerini inceledik. Yılın ilk çeyreğinde Avrupa ekonomileri toparlanma eğilimlerini sürdürürken Brezilya ise %5,4 oranında küçüldü. Mayıs ayındaki imalat sektörü PMI değerleri ise ABD, Avro Bölgesi, Çin, Hindistan ve Kanada’da genişlemeye, Brezilya ve Rusya’da ise daralmaya işaret etti.

Yurtiçinde ise dış ticaret istatistikleri ile enflasyon verilerini takip ettik. İhracatımız Nisan ayında %10,2 oranında azalırken Mayıs ayında ise %10 oranında artış gösterdi. Yıllık enflasyon ise Mayıs ayında %6,58 oranında gerçekleşti.
“30 Mayıs – 3 Haziran Haftasında Ekonomide Ne Oldu Ne Bitti?” öğesini okumaya devam et

Homo economicus

Misafirlerimiz Azalıyor

Hep bir klişedir ya, “insan sağlığının kıymetini hep de kaybettiğinde anlıyor” deriz her hasta olduğumuzda. Ama iyileştiğimizde, biz uyurken bile bir makine gibi çalışan vücudumuza iyi bakmayı bir kenara bırakıp koşturmacaya dalarız. Ama o makine de ara ara dinlenmek ister, bunu da isyan ederek anlatır. 3 kilo kaybedilen ağır bir iki günün ardından “dinlenmem lazım ama ne zaman” diye aklımdan geçirip tatil planları yapmaya çalışırken ülkemize gelen turist sayısında Nisan ayında son 17 yılın en büyük düşüşünün yaşandığı dikkatimi çekti. Nisan ayında ülkemize gelen yabancı turist sayısı geçen senenin aynı ayına göre %28 oranında düştü.

“Misafirlerimiz Azalıyor” öğesini okumaya devam et

Kahve Yanı Yazıları

yaz, geçer.

Bu akşam başımı yukarı kaldırıp da gökyüzüne baktığımda bu pozu yakaladım. Bulutların ardına saklanmış ama tüm görkemiyle ışıldayan güneş ile göz göze geldiğimde bir yazın daha geldiğini fark ettim. Mevsimler geldi geçiyor, bir bahar daha ardımızda kalıyor. Bugün yazın ilk günü. Yeni bir ay, yeni bir mevsim. Bundan dokuz ay önce, kendi el yazımla yazıp da paylaştığım o meşhur dizelerin doğru olduğunu yine anlıyoruz. Yaz geçiyor, yine geliyor. Biz de yazalım o zaman sayın okuyucu, farkında mısın iyi geliyor sözcükler. Her ne kadar peşi peşine geldikçe delirtecek gibi olsalar da o sözcükler, iyi geliyorlar. Hem düşünsene; delirmek ne güzel bir şeydir. Düşünsene aklın yok bir kere.

“yaz, geçer.” öğesini okumaya devam et