Birhan Keskin Taş Parçaları’nda şöyle der:
‘Bilirdim, biliyordum, biliyorum. Bittiğinde, geçtiğinde, azaldığında sızı, iyileştiğimde. O saman tadıyla karıştığında, her şey daha acı olacak.’
Ağzımızda bir saman tadıyla geride bırakıyoruz bir yılı daha. Günlerin geçip gittiğinin farkındalığına varayım diye her yılın başında aldığım saatli maarif takvimimin yapraklarını bu kadar hızlı yırtacağımı düşünmezdim senenin başında. Tabii ki yırtıp da bir kenara koyarken aslında her bir günün de bu denli yoracağını da…
Yılın en kısa ayı, tarihin ise en uzun Şubat’ı oldu bu yıl. Günlerce, kendimizi günlerce sevdiklerinden haber alamayanların yerine koyduk, haftalarca sevdiklerini geride bırakanların yıllarca sürecek acısına ortak olmaya çalıştık. Toprağın altındakileri andık bir süre; sonra onları bıraktık; bir telaş, elimizden geldiğince, toprağın üzerindekileri yaşatmaya çalıştık. Anmayı da, yaşatmayı da layığınca başarabildik mi bilinmez ama zaman ağzımıza bir saman tadı çaldı; geçti, gitti…
Yılın en kısa ayı, özlemin de en uzun yaşandığı ay oldu. Unutulmaz yas günlerinden beklenebilecek her şey vardı gökyüzünde ve yeryüzünde. Birbirine karışan renkler, rahatsız edici uğultular, belli belirsiz bir koşturmacanın içinde oradan oraya sürüklenen insanlar. İşte tam o zamanlarda bir örs düşse gökyüzünden, ancak dokuz gün dokuz gece sonra varabilirdi yeryüzüne. Sonra zaman, yine geçti. Vazgeçme mucizesi yaşandı, her şeyin rengi bir anda kendine geldi.
Elbet yola da düşüldü bu yıl. Farklı coğrafyaların havası ciğerlere doldu, farklı manzaraların görüntüsü ise gözlere ışık oldu. Maviyi bir yana, yeşili diğer yana alıp yol çizgilerini birbirine birleştirdik. Yolların sonu çoğunlukla çok güzel yerlere çıktı. Bazen de çıkmaz sokaklardan geri döndük. Ama sayın okuyucu, yol çok güzeldi; zaten varmak kimin umurunda ki…
Ruhumuzun kaynağı başarıları katık ettik kendimize, aklımız ise hala başarılmayı bekleyenlerde. Ama kendimize söz verdik bu sefer, olmadığımız masa, kazanamayacağımız savaş olmayacağına.
Başımızı yine gökyüzüne çevirdik, orada bizi bekleyen harikaları göz ardı edemezdik. Koşa koşa #sunset’lere, dinlene dinlene dolunaylara bıraktık kendimizi. Yazdık, yazdık, altını kanata kanata çizdiğimiz satırları tekrar tekrar nakşettik zihnimize. Bütün mümkünlerin kıyısındayken insan, hayat verilmiş bir armağandır ona, tekrar tekrar anımsadık.
Her sene söylediğimiz gibi sayın okuyucu: kim ne derse desin; dünya hala keşfedilecek çok şeyin olduğu ilginç bir yer.
Sıyırdık kollarımızı, asıldık küreklere.
Şimdi 366 yeni sayfayı açmanın tam zamanı. 💫

