Kahve Yanı Yazıları

var olun.

Bundan iki sene önce, yine aynı başlığın altına karalamıştım satırlarımı sayın okuyucu. Onlarca yüreğin aynı hayal için atıp onlarca vücudun aynı sahnede ter döktüğü o fevkalade akşamın ardından, geride bıraktığımız serüveni kısaca özetleyip de emeği geçenlerin, söz uçar yazı kalır diyerek bir kağıdın satırlarında hep var olsunlar diye isimlerini zikretmiştim yazımda. İşte aradan tam tamına iki yıl geçmiş, biz bu iki yılda iki yeni hikayeyi daha o çok sevdiği, kendisini de çok seven seyircisiyle buluşturma imkanı bulduk. Allahım sana şükürler olsun.

“var olun.” öğesini okumaya devam et

Kahve Yanı Yazıları

hokka.

Başımın üstünü usulca kapatan yaprakların arasından sızan gün ışığının, yaprakların ufak hareketleriyle beraber gözümün içine misafir olduğu bir gün. Rüzgar bir yerlerden o kadar narin esiyor ki, parmağımı ıslatıp da nereden estiğini kestirmeye çalıştığımda dahi doğru cevabı bulamıyorum bir türlü. Bir yerlerden güzel mi güzel çiçek kokularını getiriyor ama aynı rüzgar. Bir defterim var önümde sayın okuyucu, bir kalemim; bir de kağıda dökülecek düşüncelerimin mürekkep formunda öylece durduğu hokka…

“hokka.” öğesini okumaya devam et

Kahve Yanı Yazıları

yeni kıta.

Bir yerde okumuştum sayın okuyucu; istasyonlar düğünlerden daha içten gülümsemelere, hastaneler mezarlıklardan daha içten dualara ev sahipliği yapar diyordu sözde. Bundan on yıl önce hiç olmadık bir zamanda gelen cesaretimin ürünü olarak yeni kıtayı keşfe gitmeye karar verdiğimde, artık köprüden önceki son çıkış olan Dış Hatlar Gidiş Terminalinde bir köşeye oturup da etrafı izlememle başladı; yolu otogarlardan, havaalanlarından gelip geçen insanların başrolde oynadığı filmleri izleme huyum.

“yeni kıta.” öğesini okumaya devam et

Kahve Yanı Yazıları

keşif.

Yolum bir süredir bu taraflara düşmedi, düşemedi sayın okuyucu. Harita üzerinde abimin gençliğinin baharının, öğrencilik zamanlarının ev sahibi güzide şehrimizden bir çizgi çizsem, o çizdiğim çizginin sağına, o çok sevdiğim vatanımın doğusuna geçmemiştim hiç. Gerçekleşmeyi bekleyen 192816 hayalim daha bir kenarda dursun; lakin senden uzaklardayken birkaç hayalimi daha gerçekleştirmekle meşguldüm sayın okuyucu. Tekrar merhaba.

“keşif.” öğesini okumaya devam et

Kahve Yanı Yazıları

bir dünya, kadın.

Mert Can Duman

“Togo’da evladını sokaktaki leğende yıkamaya çalışan kadının da, Çin’de günde 12 saat çalışıp da aylık 60 dolar alan kadının da, Haiti’de ortalıkta kol gezen hastalıklar yüzünden ölmek üzere olan kadının da, ülkemizde şiddet görüp taciz edilen kadının da Kadınlar Günü kutlu olsun.” Geçtiğimiz sene tam da bugün, yanıbaşıma bir kahve alıp da kağıt kalemin başına geçtiğimde, söze aynen böyle başlamıştım. Aradan koskocaman bir sene geçti, hem de nasıl geçti. Dünya Kadınlar Günü’nde ahkam kesmek yine biz erkeklerin görevi oldu.

View original post 610 kelime daha

Kahve Yanı Yazıları

sokak.

Nazara inanıyorum ben sayın okuyucu. Yılmaz Erdoğan’ın zamanında yazdığı “Ankara’ya öyle yakışırdı ki kar” dizesini o kadar çok yerde paylaştık; o kadar fotoğrafın altına yazdık ki, sonunda nazar değdirdik koca şehre. Değil asfaltlar ışıldasın; kar tanesi yere düşmeden eriyor artık. Neredeyse artık tropikal meyvelerin yetiştirileceği, bitki örtüsünün bozkırdan bambuya geçiş yapacağı Ankara’nın bu ılık günlerinden birinde Sami, Konur Sokak’ın köşesine oturmuş geleni gideni izliyordu.

“sokak.” öğesini okumaya devam et

Kahve Yanı Yazıları

bahane.

Kendini yine bir kitabın satırlarının altını, kanatırcasına çizerken buldu Fahir. O da ençok güzel bahaneleri uydurabilenleri seviyordu şu hayatta. Diyelim ki aniden ve yeniden, en temiz yerden sevmeye başlamak için bahane uydurabilenleri*, ayağına bulaşan çamuru pek fazla önemsemeyip de yeni ıslanan toprağın kokusunu duymayı başarabilenleri, çıkmaz sokağın ardında denizi duyumsayabilenleri seviyordu. Oturduğu yerde başını kaldırınca gökyüzünde bir bahane bulup da asılı duran yıldızlara görünmez bir merdivenle ulaşabileceğini düşünenleri seviyordu.

“bahane.” öğesini okumaya devam et