kiracı.

Osman, elinde tuttuğu kağıdın üzerindeki satırlara ne kadar donuk bakılabilirse o kadar donuk bakıyordu. Nefes alıp veriyor olduğunun tek emaresi kıpırdayan gözleriydi. “Bir sabah uyanıp üzerimdeki pijamaların üzerine son senelerimin vazgeçilmezi olan kravat ve ceketimi alıp da kapıda duran emektarıma atlayıp ufka doğru gitmek istiyorum.

Okumaya devam et “kiracı.”

düdük.

Gözlerini araladığında çoktan sabah olmuş, derinlerden bir yerden telefonunun alarmı durmaksızın çalıyordu. Gözlerini bir süre tavanda dönüp duran pervaneden ayırmadı. Yeni güne başlamanın verdiği umut ve heyecanla elini yatağın yan tarafına atmıştı ki, bir ten sıcaklığından ziyade bir kâğıt serinliği karşıladı onu.

Okumaya devam et “düdük.”

görüldü.

Sabahın ilk ışıklarının günün erken saatlerinde ışıdığı, günün sayısız hikayesinin Cemil’in zihninde sayısız düşünceyle dost olduğu, zaten geç biten bir günün daha da uzayan saatlerine yorgun bir bedenin eşlik ettiği uzun yaz günleri… Birkaç saat sonra yine günün ilk ışıklarının perdenin arasından sızıp göz bebeklerine konuk olduğu yaz günleri…

Okumaya devam et “görüldü.”

apartman.

Apartmanın kapısı hızla kapanıp da ben yerimden sıçradığımda saat 4’ü geçmişti bile. Yöneticimizin önce girişine duyurular asarak; faydalı olmadığını görünce birkaç dakikada halledilecek meselelerin üzerine saatlerce konuşulan toplantılarda bizzat uyararak; o da yetmeyince en sonunda delirip de bahçesinde bağırarak ‘kapısını yavaşça kapatmamız gerektiğini hatırlattığı’ bu apartmandaki son gecem. Balkona kurulup da bu evdeki son gecemde dolunayın tadını çıkarmayı çok isterdim ama kaç saattir kolilerin arasında mahsur kaldığımı hatırlayamıyorum.

Okumaya devam et “apartman.”

kaçak.

Yolum bu küçük kasabaya düşeli birkaç yıl oldu sayın okuyucu. İş hayatının, aslına bakarsan hayatın ta kendisinin yorucu temposundan bunalıp da artık nefesimi  bedenime yetiremediğimi hissettiğim bir sabah, direksiyonun başına geçip de soluğu burada aldığımda, iki tarafı ağaçlarla kapalı bir yolun sonunun cennete ulaştığını düşünmüştüm. Daha sonra defalarca aynı yoldan geçtim; insanın ilk kez geçtiği güzel bir yoldan bir daha asla aynı duyguyla geçemediğini* de defalarca tecrübe ettim.

Okumaya devam et “kaçak.”

çizgi.

Belli ki üzülmüş, sevinmiş, sevmiş, sevilmiş bizim Halil Abi. Belli ki bu hayatta heyecanlanmış. Kah güzel şeylere heyecanlanmış, kah felaket görerek heyecanlanmış. Kah garip durumlara şaşırmış, kah beklemediği zamanlarda beklemediği şeyler yaşandığına şaşırmış. Bunların hepsi insanın yüzüne yansır sayın okuyucu. Yaşanmışlıklar bir insanın yüzüne vurur. Bunları yapmayanın yüzünde hiçbir ifade bulunmaz. Peki bunları yapanın? Bunları yapanın yüzündeki her bir çizgi tek başına bir hikaye anlatır bize.

Okumaya devam et “çizgi.”

oda.

Kendimi yerde uzanmış, bacaklarımı da küçük odamda kendine ancak yer bulan kanepemin üzerine dikmiş bir halde bulduğumda saat 02:03’ü gösteriyordu sayın okuyucu. Kendi kendime “bu kadar nizami bayılmış olamam herhalde” diye düşünürken bir yandan da ‘acaba yerde yatıp da uykuya dalmak kimin fikriydi’ diye geçiriyordum aklımdan.

Okumaya devam et “oda.”

sarmaşık.

Şehir sıkıştırması diye bir şey var sayın okuyucu. Hani o artık saklandığın köşelerin o kadar da keyif vermediği, şehrin yüksek binalarının başlarını eğip de üstüne üstüne geldiği, her sabah uyanınca zihninde uyanan ilk cümlenin “tebdil-i mekanda ferahlık vardır” olduğu zamanlar… Kendimi düşük hissettiğimde rengini değiştirecek kadar uzun bir saçım yoktu belki ama şehir değiştirmenin iyi geleceği fikri beynimi bir fare gibi kemirmeye çoktan başlamıştı bile.

Okumaya devam et “sarmaşık.”

toplantı.

Gözümü açtığımda henüz gün doğmamıştı. Aslında günün en güzel vakitleriydi bunlar gün batımlarıyla birlikte lakin uzun zamandır günün bu zamanlarından da keyif alamıyordum. Tıpkı uzun zamandır yazamadığım gibi… Şimdi düşüncelerden uyanıp da kendime geldiğimde ‘ne düşüyordum ki acaba?’ diye düşünmeye başladığım zamanlardayım. Ah! Telefonumun alarmı çalıyor. Yetişmem gereken bir toplantı ve bugün de kurtarmam gereken bir dünya var sayın okuyucu.

Okumaya devam et “toplantı.”