Kahve Yanı Yazıları

görüldü.

Sabahın ilk ışıklarının günün erken saatlerinde ışıdığı, günün sayısız hikayesinin Cemil’in zihninde sayısız düşünceyle dost olduğu, zaten geç biten bir günün daha da uzayan saatlerine yorgun bir bedenin eşlik ettiği uzun yaz günleri… Birkaç saat sonra yine günün ilk ışıklarının perdenin arasından sızıp göz bebeklerine konuk olduğu yaz günleri…

“görüldü.” öğesini okumaya devam et
Kahve Yanı Yazıları

anahtar.

Sararmış fotoğrafların hatıralarla el ele verip dolaştığı albümleri saymazsak çocukluğuma dair en net hatırladığım iki şeyden birisi, mahallemizin suskun ama bir o kadar yürekli abisi Nihat Abi, diğeri de doğduğum gün dikilen, beraber yaş aldıkça bazen dallarından beslendiğimiz bazen de gölgesinde nefeslendiğimiz vişne ağacıydı sayın okuyucu.

“anahtar.” öğesini okumaya devam et

Kahve Yanı Yazıları

apartman.

Apartmanın kapısı hızla kapanıp da ben yerimden sıçradığımda saat 4’ü geçmişti bile. Yöneticimizin önce girişine duyurular asarak; faydalı olmadığını görünce birkaç dakikada halledilecek meselelerin üzerine saatlerce konuşulan toplantılarda bizzat uyararak; o da yetmeyince en sonunda delirip de bahçesinde bağırarak ‘kapısını yavaşça kapatmamız gerektiğini hatırlattığı’ bu apartmandaki son gecem. Balkona kurulup da bu evdeki son gecemde dolunayın tadını çıkarmayı çok isterdim ama kaç saattir kolilerin arasında mahsur kaldığımı hatırlayamıyorum.

“apartman.” öğesini okumaya devam et

Kahve Yanı Yazıları

kaçak.

Yolum bu küçük kasabaya düşeli birkaç yıl oldu sayın okuyucu. İş hayatının, aslına bakarsan hayatın ta kendisinin yorucu temposundan bunalıp da artık nefesimi  bedenime yetiremediğimi hissettiğim bir sabah, direksiyonun başına geçip de soluğu burada aldığımda, iki tarafı ağaçlarla kapalı bir yolun sonunun cennete ulaştığını düşünmüştüm. Daha sonra defalarca aynı yoldan geçtim; insanın ilk kez geçtiği güzel bir yoldan bir daha asla aynı duyguyla geçemediğini* de defalarca tecrübe ettim.

“kaçak.” öğesini okumaya devam et

Kahve Yanı Yazıları

çizgi.

Belli ki üzülmüş, sevinmiş, sevmiş, sevilmiş bizim Halil Abi. Belli ki bu hayatta heyecanlanmış. Kah güzel şeylere heyecanlanmış, kah felaket görerek heyecanlanmış. Kah garip durumlara şaşırmış, kah beklemediği zamanlarda beklemediği şeyler yaşandığına şaşırmış. Bunların hepsi insanın yüzüne yansır sayın okuyucu. Yaşanmışlıklar bir insanın yüzüne vurur. Bunları yapmayanın yüzünde hiçbir ifade bulunmaz. Peki bunları yapanın? Bunları yapanın yüzündeki her bir çizgi tek başına bir hikaye anlatır bize.

“çizgi.” öğesini okumaya devam et

Kahve Yanı Yazıları

sarmaşık.

Şehir sıkıştırması diye bir şey var sayın okuyucu. Hani o artık saklandığın köşelerin o kadar da keyif vermediği, şehrin yüksek binalarının başlarını eğip de üstüne üstüne geldiği, her sabah uyanınca zihninde uyanan ilk cümlenin “tebdil-i mekanda ferahlık vardır” olduğu zamanlar… Kendimi düşük hissettiğimde rengini değiştirecek kadar uzun bir saçım yoktu belki ama şehir değiştirmenin iyi geleceği fikri beynimi bir fare gibi kemirmeye çoktan başlamıştı bile.

“sarmaşık.” öğesini okumaya devam et

Kahve Yanı Yazıları

toplantı.

Gözümü açtığımda henüz gün doğmamıştı. Aslında günün en güzel vakitleriydi bunlar gün batımlarıyla birlikte lakin uzun zamandır günün bu zamanlarından da keyif alamıyordum. Tıpkı uzun zamandır yazamadığım gibi… Şimdi düşüncelerden uyanıp da kendime geldiğimde ‘ne düşüyordum ki acaba?’ diye düşünmeye başladığım zamanlardayım. Ah! Telefonumun alarmı çalıyor. Yetişmem gereken bir toplantı ve bugün de kurtarmam gereken bir dünya var sayın okuyucu.

“toplantı.” öğesini okumaya devam et

Kahve Yanı Yazıları

alo.

“Eninde sonunda gerçeklerle yüzleşmek zorundayız. Yoksa yakamızdan düşmezler. Karanlıkta, duvar diplerinde kırmızı gözleriyle bizi izlemeye devam ederler. Kocaman bıçaklarla arkamızdan sinsice yürürler. Canavarı öldürmek için onunla tanuşmak gerekir.”** Kucağımdan düşüp de parkenin üzerinde yuvarlanarak benden bir hayli uzaklaşmış kurşun kalemime uzanıp altını çizdim bu satırların. Altını çizmekten kanattığım satırlara yenilerini ekledim.

“alo.” öğesini okumaya devam et

Kahve Yanı Yazıları

şampiyon.

Bu sefer de altını çizmekten kanattığım satırlardan biriyle başlayayım söze sayın okuyucu: “İnsan mutlu olmak hedefini kendi keşfetmeli. Çünkü insanın görüp görebileceği yetmiş sene ve bu süre içinde daha önem taşıyan hiçbir gayesi yok, mutlu olmak dışında.” Ayak bastığımız topraklarda her şeyden olduğu gibi az önce okuduğun satırdan da değişik bir şey var: ortalama bir insan yetmiş sekiz sene yaşıyor bu topraklarda. Lakin değişik olmaması gereken bir şey varsa o da ne kadar yaşarsa yaşasın mutlu olmak dışında bir gayeye sahip olmaması gerektiği. Tıpkı bir şampiyon gibi.

“şampiyon.” öğesini okumaya devam et

Kahve Yanı Yazıları

uzak.

Birbirleri aralarında konuşulmamış ama üzerine gayet bir mutabakata varılmış bir düzende gökyüzünden yere doğru süzülen yağmur damlalarının cama vurduğundaki ses adeta bir ninni gibi geliyordu bana. Ara ara elimdeki kitabı kucağıma düşürecek kadar içim geçiyor, gözlerim ağırlaşıyor. Dizimin dibinden ayrılmayan, otoparkta arabamın yanından ayrılmayarak gözümün içine bakarak bir süredir artık evimin bir diğer sakini olmayı başarmış kedimin huzur içindeki mırıltısı, az önce bahsettiğim yağmur damlalarının sesine karışıyor. Bu iki sesin karışımı uzaklardan gelen bir huzurun habercisi gibi.

“uzak.” öğesini okumaya devam et