Kahve Yanı Yazıları

kavanoz.

İnsan ekseriyetle bir hengamenin içinde savrulup da anı yaşamaya vakit bulamıyor sayın okuyucu. Evinin kapısını çekerken zihnini kurcalayan onlarca düşünce yüzünden kavanozun ağzını kapatıp kapatmadığını hatırlayamayacak kadar dalgın oluyor. Hızlı hızlı arşınladığı sokaklarda yanından geçip giden insanların yüzüne bakmadan geçiriyor günlerini.

“kavanoz.” okumaya devam et

Kahve Yanı Yazıları

canım Botanik.

Her daim kendi kalemimizden dökülen satırlarla karşında olduk sayın okuyucu. Bu sefer ben konuştum, kalemi çok sevdiğim öğrencilerim -öğrenciden öte kardeşlerim- Yaren ve Zeynep’e devrettim. Hayatın koşturmacası arasında nefes aldığım, çocukluğumun geçtiği Atakule’nin gölgesinde kahvemi yudumlarken adeta kendimi şarj ettiğim ‘canım Botanik’te çok keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

“canım Botanik.” okumaya devam et

Kahve Yanı Yazıları

allahaısmarladık.

Gözlerini açtığında henüz sabah olmamış zannetti Arda, her zaman odasına dolan gün ışıklarını göremeyince. Yataktan kendini adeta kazıdı, üzerindeki anlam veremediği bir ağırlık vardı bu sabah. Oysaki bir gece öncesinde tüm ailesiyle beraber aynı masayı paylaşmış, yatağına bir kuş gibi hafif gitmişti. ‘Çok uzun zamandır herkesi bir arada görememiştim, ne iyi ettim de geldim’ diye geçirdi içinden; hem uykuya dalmadan önce hem de uyandığının ilk saniyelerinde.

“allahaısmarladık.” okumaya devam et

Kahve Yanı Yazıları

karakutu.

Bundan 23 sene önce sayın okuyucu… Hastanelerde ‘check-in’ yapıp da hikayeler paylaşılmadığı; seçenekler arasındaki kararsızlığımın temellerini, bütün tatlılığımı takılırken verdiği acıyı hala hissedebildiğim serum iğnesinden kurtulmak için mi yoksa eve telefon edip de bizimkilerle konuşabilmek için mi harcamam gerektiği konusu üzerinde saatlerce düşünerek attığım zamanlar.

“karakutu.” okumaya devam et