Kahve Yanı Yazıları

çınar.

Her sabah, her gün ve her akşam içimi ısıtan gülümsemesiyle yanı başımızda yaşıyordu. Yüzünde giderek derinleşen çizgilerden uzun olduğu belli ömrüne çok daha uzun hikayeleri sığdırdığı belliydi.

Yüzünde bir ifade bulunan kadınları sevmemin ne deni ta o zamanlardan kalan bir miras bana sayın okuyucu. Bizimkilerin dediğine göre neredeyse bir asrı devirmek üzere olan bir çınar edasıyla var olan yan komşumuz zaman zaman deli dolu halleriyle sadece beni değil tüm mahalleyi şaşırtıyordu.

Hayatın gürül gürül akan bir nehir gibi durmaksızın süregelen telaşının arasında şöyle bir durup da yanındakinin, karşısındakinin yüzüne bakmak günümüzde bir lüks artık. Birbirlerinden bihaber yüksek katlı bir binaya sıkışmış kalmış hayatların güne henüz başlarken dahi üzerlerine toprak atılmışçasına enerjilerinin çekilmiş hallerine şahitlik etmek ömrümden ömür götürüyor. Birkaç saniyeden ibaret olacak bir tebessüm, bir ‘günaydın’ insanın kendinden bir şey götürmeyeceği gibi aynı zamanda karşıdakinin bütün bir gününü güzelleştirebilir. Her yeni günün kendisine verilen bir armağan olduğunun bilincindeki mahallemizin çınarının sözü hala aklımdadır: “Asık suratlıdan bir şey isteme, onun kötü huyundan elem duyarsın. Gönlünün gamını anlatacaksan bir kimseye anlat ki, yüzünü görünce ferahlayasın.” demişti bir keresinde. Tıpkı Yakup Kadri’nin Ankara’sı gibi ben de her sabah uyanınca onunla selamlaşmanın huzurunu, varlığının güvenini duyardım içimde.

Yüzündeki çizgiler “her birimizin birer hikayesi var, hele bir soluklan da dinle” diye mırıldanırdı adeta yan komşumuzun. Bir kadın olarak kendisine uygun görülen rolleri birer birer yırtıp atıp da hayallerinin peşinden koştuğunu gururla anlatırdı. Hafızasını zorlayıp da geçmişini anımsadığında dahi sıkışan nefesinden bu koşuşun fazlaca meşakkatli olduğunu anlardım her seferinde. Anlattıkça yüzündeki gururun yanında gözlerindeki yorgunluğu ekler, nefesinin artık yetmediği yerde ise şöyle bir iç çekerdi: “Ah…” İki harften oluşan koca bir cümleye uzun uzun hikayeler sığdırırdı yan komşumuz. Hikayesi olan kadınları ta o zamandan çok sevmiştim sayın okuyucu.

Münevver kelimesinin anlamını öğrendiğim an zihnimde canlanan figür de onunkiydi. Kalp atışlarımı önceleri bir topun, sonrasında ise sokağımızdan geçtiğinde dünyanın dönmeyi durduğunu falan düşündüğüm ilk aşkımın peşinden koşarken kendime yetiremediğim zamanlarda göz göze gelirdik. Zarif bir el hareketiyle yanına çağırır, naif bir şekilde uzattığı suyu kana kana içerken hayata dair yol gösterirdi. O zamanları pek anlar mıydım bilinmez; çünkü aklım ya topta ya da ilk aşkımdaydı. İtiraf edeyim, ara ara da düşünürdüm, bu kadar çok şeyi nasıl bilir diye… Ancak günlerden birinde zihnimin sorusuna gözlerimin gördüğü yanıt verdi. Aralık kalan perdesinin müsaade ettiğince bakakaldığım odasındaki kütüphanesini gördüğümde onun da tıpkı Borges gibi cenneti bir çeşit kütüphane olarak düşlediğini idrak etmiştim. Şimdi geriye bakıp düşünüyorum da tek bir cümlesi dahi zihnimin dehlizlerinde çığırlar açıyordu.

Bakma sen ara ara topun, çoğunlukla da mahallemizin güzelinin peşinden koştuğuma sayın okuyucu. Koca mahallenin en müstesna kadını aslında yan komşumuzdu. Başka bir havası vardı ve bu her halinden belliydi. Bazen bir kaş kaldırışı, bazen bir bakış atışı… Aradan yıllar geçse hala kulaklarımda tınılayan bir ses tonunun verdiği güçle birlikte her biri büyük bir özenle kurulan cümleler… Bir insanın kendi dilini doğru bir şekilde kullanmasının ne büyük bir güç olduğunu da ondan öğrenmiştim. Duruşuyla diğerlerine hiç benzemeyen bir cevherdi o.

Zamanında çok üretme şansı bulmanın getirdiği yorgunluktan mıdır bilinmez ama bir süredir o çok sevdiğim masamın başına geçtiğimde tek bir kelime dahi dökülmüyordu kalemimden. Hiçbir şey yapamamanın çaresizliğinden kurtulup da hiçbir şey yapmamanın keyfine süzülmek isterken gözüm yanı başımdaki fotoğraf albümlerine ilişti. Albümün hemen ikinci sayfasında karşıma çıkan fotoğraf ise zihnimdeki tüm bulutları dağıtıp yeniden işe koyulmamı sağladı. Hayatımın bir kısmında bedenen, diğer kısmında ise zihnen yer edinmiş asırlık çınarı hatırlamaya, hatırladıkça da anımsadıklarımı kâğıda dökmeye başladım. Ama bir türlü ismini hatırlayamadım; neydi, neydi…

Tam o an telefonumun ekranında annem yazısını gördüm; yine en olması gereken an olması gerektiği yerdeydi.

“-Anne ne soracağım sana; hani eski evimizde yan komşumuz vardı ya. Onun adı neydi?”

“-Cumhuriyet…”

Ah, tabii ya…

Yüzüncü yılına erişmek üzere olan çınarımız, her sabah uyandığımda güven tesis eden, bir dolu zorluk atlatsa da halen dimdik duran, gölgesinde soluklandıkça yol açan, münevver ve müstesna halleriyle zihnimde yer edinmişti.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s