Homo economicus

Olan Olması Gerekene Karşı

Genelde insan ilişkileri üzerine söylediğim bir söz vardır: “kötü zamanları çok seviyorum, kimin yanımda olduğunu kimin olmadığını öğretiyor” diye. Geride kalan ömrümün birçok noktasında bu sözü ben fazlasıyla tecrübe ederken eminim siz değerli okuyucularımız da en az benim kadar tecrübelisinizdir bu konuda. Bu sözü birazcık değiştirip ekonomiye uyarladığımızda durum çok da değişiklik göstermiyor aslında. Ekonomide işlerin iyiye gitmediği anları çok seviyorum, neyin yanlış neyin doğru olduğunu değerlendirme fırsatı veriyor.

Politik ekonomi ile ilgili biraz bilgi edindiğimizde, geçmiş zamanlar boyunca işler iyi giderken gözle görülür hale gelen sorunların bile çözümü bir kenara itilmiş, çözüm süreçleri ertelenmiştir. “Nasılsa her şey yolunda gidiyor (en azından öyle görünüyor), şimdi sorun çözümlerine odaklanıp da enerjimizi harcamayalım” düşüncesinin yanlışlığı, havadaki bulut güneşin önünü kapatınca, hatta bulutla tüm gökyüzünü kaplayıp da yağmur başladığında fark ediliyor. Hava yağışlı olduğunda çözümü ertelenen o sorunlar, eskisinden daha büyük bir şekilde karşımıza geliyor. Hayatın her alanında bu böyle, ekonomide de olduğu gibi.

İşte içinden geçtiğimiz dönem de, geride kalan zamana kıyasla daha bulutlu olduğu için üzerinde düşünmeye, araştırma ve değerlendirme yapmaya değer. İkinci Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında yeniden yapılanan dünya düzeni, topallaya topallaya 21. yüzyıla kadar gelse de geçmişte nice büyük hayaller ile hayata geçirilen birçok oluşumun bugün varlığı bile sorgulanır duruma gelmiştir. Ülkelerin ekonomik gelişmelerini, kalkınmalarını amaçlayan kuruluşlar, insani kalkınmayı esas alarak ülkeler arasındaki eşitliği tesis etmeyi amaçlayan kuruluşlar, ulus üstü bir yapıya bürünüp de kocaman bir kıtada bir birlik sağlamayı amaçlayan kuruluşlar ve birçoğu… Günümüz dünyası, tüm bu kuruluşların, oluşumların yapısının ve varlığının sorgulandığı bir dönemde şekilleniyor. İşler iyi giderken halının altına süpürülen tozlar, işler kötü gittiğinde bizi öksürtmeye başlıyor.

Fazlaca vaktiniz almadan, kısaca değinmek istiyorum, bu sükût-u hayale uğrayan kuruluşlara ve oluşumlara. 20. yüzyılın ikinci yarısına neredeyse damga vuran bir oluşum olan Avrupa Birliği, en başta Avrupalı devletlerin uluslar üstü bir yapılanmaya gitmesini hedefliyordu. Zaman içerisinde aynı kıtada yer alsalar dahi farklı kültürlerden gelen ülkeler, farklı yönetim stilleri ile beraber politika ve uygulamalarda da farklılaşınca bugün geldiğimiz noktada bu uluslar üstü olması hedeflenen ütopyanın bir arada kalıp kalamayacağını bile sorgular olduk. Keza daha geçtiğimiz aylarda, Birlik ile beraber tüm dünyayı da ilgilendiren bir gelişme ile Birlik bir fire verdi bile. İngiltere’nin halkının kararı ile Avrupa Birliği’nden çıkmaya karar vermesi (Brexit), zaten uzunca bir süredir üzerinde değerlendirmeler yapılan Avrupa Birliği’nin gelecekteki varlığının tehlikeye düşmesini beraberinde getirdi.

Şu anda ortalık biraz durulmuş olsa da Brexit’in hemen ardından kulislerde konuşulan, Birlik’ten çıkma kararı için halkına başvuracak daha birçok ülkenin sırada beklediği söylentisi de Birlik’in geleceğe çok da sağlam adımlarla yürümediğinin bir göstergesi olarak karşımıza çıkıyor.

Yine Avrupa’dan devam edelim. Avrupa Birliği hedefleri arasındaki siyasi birlik, yolun en başından beri ütopik gözükse de hedefe giden yoldaki önemli kilometre taşlarından birisi olan parasal birlik oluşturma çalışmalarının temeli 1990 yılına kadar gitmektedir. Gelinen son noktada teorik olarak, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin tek ve ortak para birimi Avroyu benimseyerek bir ortak pazar oluştursalar da üye ülkelerden Birleşik Krallık ve Danimarka bu birliğe dâhil olmamışlardır. Ülkelerin para politikaları tek bir merkezden (Avrupa Merkez Bankası) tasarlanıp uygulansa da uygulanan farklı tipteki maliye politikaları, parasal birliğin ortaya çıktığı andan itibaren sorunları da beraberinde getirmiştir.

Basitleştirmek için şöyle anlatayım: 28 kişilik bir ailede çocuklardan birisi kendi kişisel harcamalarına çok fazla para ayırdığı için aile yönetimi birazcık kemer sıkmak için birtakım politikalar uygulayacağını söylüyor. Ancak diğer yanda da, ne harcadığını bilen, tutumlu olan, hatta öyle ki para artıran bir çocuk var. O da haklı olarak, başkasının sorumsuzluğunun cezasını çekmek istemediği için huzursuzluk çıkarıyor. Bu basit örnekteki çocukların aslında kim olduğunu siz bulmuşsunuzdur ama bulamayan okuyucularımıza “Almanya ve Yunanistan” diyerek küçük bir tüyo vereyim.

Son bir örnek daha: 1945 yılında, ikinci savaşını da atlatan dünyada barışı sağlamak, güvenliği tesis etmek ve uluslararasında ekonomik, toplumsal ve kültürel bir iş birliği oluşturmak için kurulan uluslararası bir örgüt olan Birleşmiş Milletler kendini “adalet ve güvenliği, ekonomik kalkınma ve sosyal eşitliği uluslararasında tüm ülkelere sağlamayı amaç edinmiş küresel bir kuruluş” olarak tanımlamaktadır. Bugün 193 üyeden oluşan Birleşmiş Milletler, ne yazık ki, dünya barışını sağlamak bir yana, dünyanın sorunları ile etkin bir şekilde ilgilenebilmekte bile sıkıntılar çekmektedir.

Dünyanın dört bir yanındaki savaşlara çözüm üretmesi arzu edilen Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinin herhangi birinin aksi yöndeki oyu, ilgili kararın veto edilmesine neden oluyor. 193 üyenin söz hakkının olması düşünülürken bu beşliden birinin, Konsey’in kararına etki etmesi de bize Sayın Cumhurbaşkanımızın sözünü bir kez daha hatırlatıyor: “Dünya Beş’ten Büyüktür”.

Hayatımızın herhangi bir anında işler iyiye gitmeyince karamsarlığa düşeriz. Hâlbuki işler iyi gitmeyince şapkalar öne düşer, zihinler çalışır. İşlet iyi gitmeyince bir sorun enine boyuna tartışılır, tüm çözüm önerileri değerlendirmeye alınır ve bu sorundan nasıl kurtulanacağı araştırılır.

İşte içinden geçtiğimiz dönemde de işler çok da yolunda gitmiyor. Meşhur bir duyumdur, kriz kelimesinin bazı dillerde fırsat ile eş anlamlı olduğu. Bu yer kabuğu üzerinde yaşayan tüm insanlara düşen görev de, içinde bulunduğumuz görece kötü bir dönemi bir fırsata çevirerek bir an önce dünyanın mücadele ettiği sorunların çözümüne odaklanmak.

Güzel bir hafta diliyorum.

Bu yazı 14 Ekim 2016 tarihinde HaberAnkara‘da yayınlanmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s