Kahve Yanı Yazıları

senfoni.

Yüreği güzel insanlar hayatları ile ilgili önemli anları önceden sezerlermiş. Kaleminden “oh dünya biliyor musun, Ağustos çok yakışıyor”  cümlesinin döküldüğü, bir sevdalı gönlünden başka bir şeyi olmayan, kaderi öpüp başına koyup da bu dünyada tek başına olan bir insan, kısacık sanılan büyük hayata yine bir Ağustos gününde veda etmiş. Romalılar “bir insan ne zaman ölür?” sorusuna “onu en son anan insan öldüğü zaman…” diye yanıt vermiş. Bugün bir Ağustos günü. Ve Turgut Uyar hala ölmedi.

“Bir elim sağ cebimde, bir elim sol cebimde. Bu hüznü siz de bilirsiniz, anlat derseniz anlatamam.” 

Kendisinin bu topraklar üzerinde yaşadığından ve kendisiyle aynı ülkenin vatandaşı olmanın aslında ne kadar da büyük bir şans demek olduğundan haberdar oluşum bundan yaklaşık dokuz yıl önceye rast geliyor sayın okuyucu. Hatırlıyorum da, Ankara’nın kat kat giyinsen de engelleri kolayca aşan soğuğuna bir de ince ince yağıp da içine işleyen yağmur damlalarının eşlik ettiği bir günde, bir elim sağ cebimde, bir elim sol cebimde Kızılay’da yürürken, o çok sevdiğim bir avuç kestanenin kokusunu içime çekmek için duraksamıştım. Şimdi bile gözlerimi kapatıp da düşündüğümde burnuma gelen o koku adeta üzerime sinmişti. O zaman fark etmiştim sayın okuyucu: kim varsa bir yalnızlığa giderdi bu dünyada ve bütün çiçekler, bütün kelimeler bir isyandı aslında. Zaman geldi, geçti; takvim yaprakları ile beraber üzerime sinen kokular da değişti.

Üstüme sinmişliğin var… Ne cümle ama… 3 kelime, 3 milyon düşünce…

“Yaz yağmurları misali yıllarca, yağmış durmuşum kendi içime. Zaten dünya öyle dünya ki kim kime. Herkes kendi derdine anca, herkesin yüreği lime lime…”

Gökyüzünü simsiyah bulutlar dolduruyor sayın okuyucu. Şimşekler çakıyor, yağmurlar yağıyor. Gündüzden daha güçlü ve bir günün tam yarısı olan gecenin bir vakti oturup düşünüyorsun da asıl düşündüğün şey şu kapkaranlık gecenin sabaha nasıl ereceği. Gece olup da el ayak çekilmişken, sokaktan nadiren geçen birinin topuk seslerinin tüm sokakta yankılandığı anlarda, taze demlenmiş bir fincan kahveni alıp da kıyısına yanaştığın bembeyaz kağıda sen de mutsuzluktan bahsediyorsun. Dikey ve yatay mutsuzluktan; insansoyunun mükemmel mutsuzluğundan…

Bir anlık duraksıyorsun, her bir sayfasının altına imza atacağın Büyük Saat’ten bir sayfa açıyorsun. İşte seni orada bekleyen birisi var sayın okuyucu.  Turgut Uyar, sen bütün acılarını onunla paylaşırken dudağının kenarında bilge bir tebessüm ve yarısı tükenmiş bir sigara ile seni dinleyen bir abin gibi orada işte. Sen anlatıyorsun, o dinliyor; o anlatıyor, sen dinliyorsun. Sonra… Sonra yazıyorsun yine. Yazıyorsun, yazmasan ağlarsın.

“Gidin gemiler gidin, vardığınız yerlere selam edin. Gün olur bütün kaygılardan uzak, ben de gelirim.”

Zaman geçiyor, yağmurlar sona eriyor. Yerine öyle güzel bir güneş açıyor ki, için ısınıyor. Derin bir nefes ile dolduruyorsun içini, “dünya varmış” diyorsun. Gün geliyor, gemiler bütün kaygılardan uzak limanlara demirliyor. İşte o zaman sen de gel yanıma sayın okuyucu.

Çünkü bazı insanların kollarında bulutlarda gibi oluyorsun.

“Aldatıldığımız önemli değildi yoksa; herkesin unuttuğunu biz hatırlamasak.”

Turgut Abi’nin bu şiirlerinde ne var bilmiyorum sayın okuyucu. Okudukça güçleniyorum, kalabalık oluyorum. Kısacık sandığı büyük hayatında harap olmuş, kendisini harap edenler sayesinde tanıdığımız bir insan Turgut Uyar. Aşıkken, çok seviyorken, zihnimizde tek bir düşünceden başkasına yer yokken, gözlerimizi diktiğimiz tavanı gökyüzü eyleyen; bize bu dünyada herkesin sevmeyi bilmediğini öğreten, herkesin unuttuğunu bizim hatırladığımızı gösteren bir insan.

Bu dünyada herkes sevmeyi bilmiyor. Sen nasıl sevdin öyle be adam!

Kıskanıyorum. Yüreğinden sevgi geçmemiş, kalbi buz tutmuş insanların ağzından şu güzel adamın dizelerini duymak içimi kanatıyor. Özel kalsın istiyorum o dizeler. Bir gün sabah sabah uykudan uyandırılan sevgilinin güzelliğinde kalsın istiyorum. Çok mu şey istiyorum sayın okuyucu?

Kitaplığında adeta bir senfoni kıvamındaki Büyük Saat eseri olan şanslı kimselerdensen eğer, bu gece arala herhangi bir sayfasını ve oku. Araladığın herhangi bir sayfada yazan dizelerin altına senin de düşünmeden imzanı atacağından eminim, hiç sekmez. Okuduğun her satırda başka havalar gelecek odana; içinde biraz bahar, biraz da cumartesi olan. Bir Tomris Uyar şansına erişip de kıymetini bilemeyenleri yağmurlarla ıslanan güzel günleri hatırla sayın okuyucu. Hiç unutma, ben de hiç unutmam. İnsan nasıl direnir ki başka…

Akşama görüşürüz göğe bakmayı güzelleştiren adam.  Uzanıp şiirlerinden öpelim seni.

#turgutuyarındizeleriyiz

Reklamlar

senfoni.” için bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s