Homo economicus

Eğitim Şart

Bir hafta aradan sonra yeniden bu satırlarda sizinle buluşmak mutlu edici. Başlığı okuduğunuzda ne kadar klişe olduğunu düşünüp az sonra vakit ayırıp da okuyacağınız satırların ne ile ilgili olduğunu az çok tahmin edebilirsiniz. Siz de arzu ederseniz, geride bıraktığımız haftalarda tüm kesimlerce üzerine hayli konuşulan Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) yapmış olduğu PISA çalışmasının sonuçları üzerine birkaç değerlendirme ile bu haftayı sona erdirelim.

OECD her üç senede bir olmak üzere 15 yaşındaki öğrencilerin bilim, matematik v okuma alanlarında kazanmış oldukları becerileri ve sergilemiş oldukları performansları inceleyen Uluslararası Öğrenci Performansı Değerlendirme (PISA) çalışmasını yayınlıyor. Bu çalışma, aynı yaş grubunda olan öğrencilerin farklı sistemler, müfredatlar, çalışma saatleri vb. gibi etmenler dikkate alınarak performanslarının hangi ölçüde ve ne yönde değiştiğinin bir analizini yaparken bunun yanında cinsiyet, gelir farklılıklarının da söz konusu performanslara olan etkilerini değerlendirme şansı veriyor.

2015 yılında yapılan çalışmanın sonuçlarına göre Singapur bilim, matematik ve okuma alanlarının tamamında ilk sırada yer aldı. Singapur’u sırasıyla Japonya, Estonya takip ederken özellikle son dönemlerde eğitim sistemi ile dünya çapında örnek olarak gösterilen Finlandiya bilim alanında beşinci sırada; ülkemiz ise yine bilim alanında 52. sırada yer alarak görece zayıf bir performans sergiledi.

Şekil 1: Ülkelerin PISA 2015 Çalışmasındaki Sonuçları

sekil1
Kaynak: OECD (Sıralama Bilim testi performansına göre yapılmıştır)

Genel puanlardaki sıralamalar bir yanda dursun, çalışmanın detaylarına indikçe karşımıza daha çarpıcı sonuçlar çıkıyor. Hiç şüphe yok ki PISA çalışması üç senelik bir çabanın ürünü olduğu için ve altmışı aşkın ülkeyi incelediği için çalışmanın her bir detayı gerçekten incelemeye değer ancak ben sizinle çok vaktiniz almadan birkaçını paylaşmak istiyorum. Örneğin, bilim alanında en yüksek puanı alan öğrencilerin ülkelerdeki payına baktığımızda Singapur’da her dört öğrenciden biri bilim testinin tamamını başarıyla tamamlarken Japonya’da bu oran yedi öğrenciden biri. Buna ek olarak, yine bilim alanında en başarılı performansı gösteren beş öğrenci Singapur’da her 100 öğrencilik bir gruptan çıkarken Türkiye’de ise ancak her 100 bin kişilik bir gruptan çıkıyor.

İnsanlığın var olduğu sürece çözemediği ve muhtemelen de var oldukça çözemeyeceği sorunlardan birisi olan gelir eşitsizliği kendisini 15 yaş grubundaki öğrencilerin performansında da gösteriyor ve görece daha az imkânlara sahip olan öğrenciler dezavantajlı gruplar halinde bilim ve matematik alanlarında daha düşük performanslar gösteriyor. Öyle ki, ülkelerde kişi başına gelir düzeyi 1.000 dolar arttığında 15 yaş grubundaki öğrencilerin bilim alanındaki performansı ortalama 12 puan artıyor.

Şekil 2: Gelir Düzeyi İle Bilim Testi Performansı Arasındaki İlişki

sekil2
Kaynak: OECD, Dünya Bankası.

Yine benzer şekilde ülkelerdeki kişi başına düşen gelir düzeyi ortalama olarak 1.000 dolar arttığında 15 yaş grubundaki öğrencilerin matematik testindeki performanslarında ise ortalama olarak 14 puanlık bir iyileşme gözlemleniyor.

Şekil 3: Gelir Düzeyi İle Matematik Testi Performansı Arasındaki İlişki

sekil3

Kaynak: Dünya Bankası, OECD.

Son olarak bir de ülkemizin PISA çalışmasındaki o çok konuşulan performansına inceleyelim. Ülkemiz 72 ülkenin dâhil edildiği 2015 çalışmasında matematik alanında 49. sırada, okuma alanında 50. sırada ve bilim alanında ise 52. sırada yer aldı. Çalışmanın yapılmaya başladığı 2003 yılındaki sonuçlara bakıldığında her üç alanda da söz konusu yıla göre daha düşük performanslar göstermiş olmamız yüzlerimizi asan bir sonuç olarak karşımıza çıkıyor. Eğitim sistemimizdeki bir miktar belirsizliğin nedenlerinden biri olan bu durumun bir başka nedenini ise Uğur Gürses köşesinde kapsayıcılık oranının değişmesi olarak ifade etmişti. Öyle ki, 2003 yılında PISA çalışması Türkiye’deki 15 yaş grubundaki öğrencilerin %36’lık kısmını kapsarken 2015 yılındaki çalışmanın kapsayıcılık oranı ise %70’e yükselmiş durumda. Sonuçlara bir de buradan baktığımızda, bilim ve matematikte ancak 2006 yılındaki düzeyimizde durabilirken okuma alanında ise 2006 yılındaki düzeyimizin de altında bir performans sergiledik, ne yazık ki.

Hayatın her alanında olduğu gibi eğitimde de nicelikten çok niteliğin önemli olduğu bir gerçek. Eğitim alanında çok fazla yatırım yapan İsviçre’nin diğer ülkelere kıyasla daha düşük bir sıralamaya sahip olduğundan hareketle eğitim sektörüne yapılacak nitelikli ve doğru yapılandırılmış yatırımların sonuçlarının gelecek dönemde olumlu yönde görüleceği aşikâr.

En büyük hazinemiz olan beşeri sermayemizin daha nitelikli ve eğitimli bir yapıda olması temennimle siz değerli okuyucularımıza güzel bir hafta diliyorum.

Bu yazı 16 Aralık 2016 tarihinde HaberAnkara‘da yayınlanmıştır.


pisa

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s