Kahve Yanı Yazıları

bir.

“Fakat, Allah kahretsin, insan anlatmak istiyor albayım; böyle budalaca bir özleme kapılıyor. Bir yandan da hiç konuşmak istemiyor. Tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor. Fakat benim de sevmeye hakkım yok mu albayım?

Yok.

Peki albayım. Ben de susarım o zaman. Gecekondumda oturur, anlaşılmayı beklerim. Fakat albayım, adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar? Sorarım size: Nasıl? kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı?

Ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek. Bir yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum.

Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan, bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor. Küçük oyunlar istemiyorum albayım.

Kelimeler… Kelimeler albayım, bazı anlamlara gelmiyor.”

Bundan tam bir yıl önce, çok sevdiğim, kendimi ona benzettiğim Oğuzcuğum Atay’ın o çok sevdiğim Tehlikeli Oyunlar’ındaki meşhur tiradıyla çıkmıştım yola. 2015 yılının 22 Aralık’ında “insan anlatmak istiyor” diyerek başlamıştım seninle sohbet etmeye sayın okuyucu. Aradan kocaman bir yıl geçmiş. Aradan henüz bir yıl geçmiş.

Adına Kahve Yanı Yazıları diyip taze demlenmiş bir kahveyi yudumlayacak aralıkta meramımı anlatabileceğim satırları buluşturmaya çalıştım seninle. Aradan geçen onca günde sadece kahve kokulu hikayelerim ile değil de bir de bir an durup rasyonel bir homo economicus gibi davranıp “bu ekonomide ne oluyor yahu?” diye düşündüğün vakitlere eşlik etmeye çalıştım. Takvimden 365 yaprağı beraber kopardığımızda uzunlu kısalı, grafikli tablolu, neşeli hüzünlü 180 karalamayı da gerimizde bırakmışız.

Geçen sene bugün Oğuzcuğum Atay’ın çok sevdiğim satırları ile yola başlayan bu blog bugün sessiz bir günde dahi en az 20-30 kişinin “neymiş bu hele” diye bir göz attığı, -vallahi ben istatistiklerin yalancısıyım- 52 farklı ülkeden erişilen bir dost meclisi haline geldi. Burada en büyük teşekkür sana sayın okuyucu. İyi ki sen de kahveyi bu kadar çok seviyorsun da bi’kahve molalarında bana zaman ayırabiliyorsun.

Sait Faik “Küçük şeyleri unutamayanlar, en geri hatıraları da unutamayanlardır” der Semaver’inde. Bu hayatta söz uçuyor, yazı kalıyor. İnsan üzüntüsünü de, sevincini de, kırgınlığını da, kızgınlığını da, yorgunluğunu da, enerjisini de bir kağıt, bir de kalemi olunca daha derinden ama daha anlamlı yaşıyor. Kelimeler birbirini izliyor, küçük şeyler birbiri ardına gelen satırları doldurup kocaman oluyor. İşte insan o zaman bu hayatta yaşadığını, hala canlı olarak kaldığını ve insan olduğunu hiç unutmuyor.

Geride kalan bir yılda ilham bulmakta zorlanmadım. Kah çalma listesinde rastgele çalan bir şarkı, kah zihne misafir olan bir anı… Bazen bir şehir ilham verdi bana, bazense bir gün batımı… En çok geceleri sevdim ben hep, el ayak çekilip de kendinle kaldığın anları… Çünkü yazarın da dediği gibi; insan çoğu zaman kimsenin görmediği anlarda en çok kendisi oluyor.

Bütün neşemin bir camın kırılışı kadar ses ve şıngırtı çıkararak düşüp kırıldığını da gördüm; fırtınanın geçip gidip de güneşin eskisinden daha parlak ışıldadığını da. Huzurlu uykuların çok da uzağa gitmediğini de hissettim; yaşamın bu kadar tatlı olmasının bir daha asla geri gelmeyecek olmasından kaynaklandığını da. Dedim ya, koca bir senede kaç taze demlenmiş kahvene eşlik ettim kim bilir…

Koca bir sene geride kalmış. Henüz bir sene geride kalmış. Her yeni günün insana sunulmuş bir armağan olduğunu unutmadan, güneşin en parlak haliyle göründüğü nice güzel günlerimiz olsun sayın okuyucu.

Daha karşılıklı içilecek nice kahveye…


bir.jpg

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s