Homo economicus

Zamanın Büküldüğü Yıl: 2016

Son birkaç haftadır başımı nereye çevirsem, kiminle konuşsam geride bıraktığımız (evet, şükürler olsun ki artık gerimizde bırakıyoruz) yılın ne kadar zorlu, ne kadar sancılı (kötü kelimesini yine de kullanmak istemiyorum; sonra insana sorarlar hiç mi iyi bir şey olmadı diye; hiç olmadık bir zamanda karşımıza çıkan iyiliklere haksızlık etmeyelim) geçtiğinden bahsediyor. Hayatın her alanında, her yeni saniyenin takip etmesi zor gelişmeleri beraberinde getirdiği koskoca bir yılı artık gerçekten arkamızda bırakıyoruz. Şöyle geriye bakıp da geçen 366 günü bir aklımıza getirince; zaman nasıl da bükülmüş, geçmek bilmemiş bir türlü diye düşünmekten kendimi alamıyorum.

Ama dedim ya, hiç mi güzel bir şey olmadı diye… Bu sene içerisinde bu satırlarımı siz değerli okuyucularımız ile buluşturma imkânı buldum ve yaklaşık on aydır sizlerle birlikte olmanın mutluluğu yaşıyorum. 26 Şubat günü yine “zaman yönetimi” konulu bir yazı ile buluşmamızın üzerinden on ay geçmiş. Bu senenin son buluşmasını da geride bıraktığımız onca günde dünya ekonomisinde ne olup bittiği ile ilgili ufak hatırlatmalar yaparak bitirmek istiyorum. Hadi gelin, bu zorlu seneyi beraber sonlandıralım.

2016, hayatın her alanında olduğu gibi dünya ekonomisi için de gayet zorlu bir yıldı. Küresel ekonomiler, 2009 yılından beri krizden bir türlü “arzulandığı gibi” toparlanmış değil. Bir çeyrek, iki çeyrek gayet güzel gelen veriler üçüncü çeyrekte öyle bir tepetaklak olabiliyor ki, hemen kriz senaryolarına dönüş yapabiliyoruz. İşte, dünya ekonomisinin büyümesi de 2009 yılından bu yana iki ileri bir geri kıvamında ilerliyor. Öyle ki, hemen senenin başında uluslararası kuruluşlar yılsonuna ilişkin beklentilerini aşağı yönlü revize etmeye başlamışlardı. Son olarak Uluslararası Para Fonu (IMF) küresel büyüme beklentisini aşağıya çekerek yüzde 3,1’e indirdi Ekim ayında.

Küresel büyüme sendeleyerek ilerliyor da, küresel ticarette durum çok mu iyi? Tabi ki değil. Daha önce bu satırlardaki buluşmalarımızda da birçok kez belirtmiştim; 20. yüzyılın sonuna ve 21. yüzyılın hemen ilk yıllarına damgasını vuran ticarete dayalı büyüme yerini küresel ticaretin büyümeyi de olumsuz etkilediği dönemlere bıraktı. Dünya Ticaret Örgütü yıl içerisinde 2016 yılında küresel ticaret büyümesi öngörüsünü gayet keskin bir şekilde aşağı yönlü revize ederken ilk defa 2017 ve sonraki yıllara ilişkin olarak hedef öngörü belirlemek yerine tahminlerini bir aralık içerisinde yapmayı tercih etti. Ne demek oluyor bu? Elinde gayet gelişmiş veri setleri olan ve bizden çok daha fazla bilgiye sahip olan uluslararası kuruluşlar dahi önümüzü görme konusunda sıkıntı çekiyor.

2015 yılını bitirdiğimiz günlerde ABD Merkez Bankası’nın (FED) Aralık ayı toplantısında faiz artırımına gittiğini ve 2016 yılı içerisinde de birkaç kez faiz artırımı yapacağını; böylece küresel ekonomilerin bir hayli dalgalanabileceğini değerlendirmiştik. Evet, başta gelişmekte olan ülkeler olmak üzere küresel ekonomiler bir hayli dalgalandı ama FED’in faiz artırımından değil. Faiz artırımının söylentisi bile yıl boyunca dalgalanmalara neden olmaya yetti aslında. ABD Merkez Bankası, ABD ekonomisinde arzu ettiği toparlanmayı bir türlü göremediği için faiz artırım kararını yine Aralık ayına kadar erteledi ve Aralık ayındaki toplantısında faizleri 25 baz puan yukarıya çekti.

Aralık ayı toplantısında faiz artırımından daha önemli olarak değerlendirilen başka bir husus vardı: 2017 yılında faiz artırımı sayısının üç olarak beklenmesi. Aklınızda “eee, geçen sene de öyle demişlerdi ama” sorusunun oluştuğunu hissediyor gibiyim. Ama bu sefer durum biraz farklı. Hem ABD ekonomisi 2015 yılının sonundaki konumunda değil hem de bu sefer gümbür gümbür gelen bir ABD Başkanı var. Trump’ın 20 Ocak’ta görevi devralmasıyla beraber seçim döneminde vaat ettiği genişlemeci maliye politikalarını uygulaması basit olarak fiyatlar genel seviyesini yukarıya çekeceğinden FED’in arzuladığı enflasyon hedefine bağlı olarak faiz artırım kararları peşi sıra gelebilir. FED Başkanı Janet Yellen’ın da söylediği gibi “bekleyip göreceğiz”.

2016 yılı Avrupa için de bir hayli hareketli geçti. Özellikle yılın ortasında Birleşik Krallık’ın birlikten çıkma kararını halk oylamasına götürmesi ve halk oylamasının sonucunda ayrılık kararının çıkmasıyla Avrupa ekonomileri de kendini 2016 dalgalarının içinde buluverdi. Üstüne bir de ABD Başkanlık seçimleri eklenince Avro/Dolar paritesi 1,04’lere kadar geriledi ki 2017 yılında “1 Dolar 1 Avro olur mu?” sorusunu sıkça soracağa benziyoruz. Makro ekonomik olarak ise Avro Bölgesi ve Avrupa ekonomileri geçmiş yıllardaki sıkıntılardan bir miktar daha uzak bir görüntüde. Sanayi üretimi, tüketici güveni, ekonomik büyüme arzu edilen düzeylere henüz ulaşamasa da 2017 yılına ilişkin –Brexit hadisesinin getireceklerini saklı tutarak- olumlu beklentiler yok değil.

Atlantik tarafında işler böyleyken Pasifik tarafında ise küresel ticaretin yavaşlama etkisini güçlü bir şekilde görebiliyoruz. Dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olan Çin’in ihracatı –ki bu aslında küresel talebin de çok önemli göstergelerinden birisi- 2016 yılında negatif büyüme oranlarından bir türlü kurtaramadı kendini. Öyle ki, 2013 yılında aylık ortalama yüzde 8,6 oranında artan ihracat 2016 yılının Ocak-Kasım döneminde ise yine aylık ortalama yüzde 7,7 oranında azaldı. Sadece Çin mi peki? Tabi ki de değil: Uzun yıllarca ihracata dayalı büyüyen ticaret yıldızları Singapur, Tayvan, Endonezya, Hong Kong, Güney Kore gibi ülkelerde de yıl boyunca özellikle ihracat taraflı negatif büyüme oranlarını sıklıkla gördük. 2017 ne getirecek bilemiyoruz ama küresel talebin yavaş seyretmeye devam etmesi Asya ticaretini de yakından etkileyeceğe benziyor.

Şekil: 2013-2016 Döneminde Çin’in Büyüme ve İhracat Performansı

sekil1

Sondan bir önceki paragrafımızı da Rusya’ya ayıralım. Geçmiş dönemlerde petrol fiyatları, AB ile uyuşmazlıklar gibi olumsuzluklardan dolayı darboğaza giren Rusya ekonomisi yine tökezleyerek gitse de en azından yol alabilir düzeye geldi. 2015 yılında aylık ortalama yüzde 3,5 oranında küçülen Rusya ekonomisi 2016 yılında ise kayıplarını azalttı ve küçülme oranı ortalama yüzde 0,6 oranına geriledi. Trump’ın göreve gelmesiyle daha sıcak olacağı tahmin edilen ABD-Rusya ilişkileri ve siyasi gelişmeler ile beraber Rusya’nın da 2017’ye damga vuracak ülkelerden olmasını beklemek çok da yanlış olmaz aslında.

Koskoca bir seneyi gerimizde bırakıyoruz. Şöyle bir baktığımızda ne çok olayın yaşandığını, ne çok şey hissedip ne çok şey ile karşılaştığımızı bile kestiremediğimiz bir yıl oldu. Ama yükselişler dipten başlar, irtifa kaybedeceksiniz ki yükseldiğinizin tadı olsun. 2017 gerçekten ama gerçekten huzurlu ve mutlu bir yıl olsun ki biz de bu satırlardan hep canımızı sıkmayan değerlendirmeleri sizinle beraber paylaşmaya devam edelim. Yeni yılın başta siz değerli okuyucular ve ülkemiz olmak üzere tüm dünyaya huzur ile beraber gelmesi dileklerimle… Yeni yılınız kutlu olsun.

Bu yazı 31 Aralık 2016 tarihinde HaberAnkara‘da yayınlanmıştır.


goodbye

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s