Kahve Yanı Yazıları

hediye.

Uyku düzen’sizliğ’i diye bir şey var bu hayatta sayın okuyucu, gerçek yani. Güneş batıp akşam olduğunda, saatlerden bir saat evine ulaşıp da beyin kıvrımları arasında gezinen düşünceler ile başbaşa kaldıkça senden uzaklaşan uykuyu yakalama çabaları da gerçek . An geliyor, artık göz kapakların ‘bre bünye, biz yer çekimine bu kadar karşı koyamayız!’ diye isyan ediyor. Ortamda yanan mumların getirdiği parafin kokusu. Uykunun koynuna girmenle çıkman bir oluyor, adeta bir rüya. Ne zamandır sabahlara sinirli şiirlerle uyanıyorum ben. Nevrim dönüyor, dünya dönmüyor. Filmin sonunda bir gün doğumunu daha hediye olarak kabul ediyorsun kendine.

Uyku düzen’sizliğ’im ne zamandır böyle hatırlamıyorum sayın okuyucu. Sanıyorum ki, tek derdimin king oynarken ceza ellerini minimum kayıpla geçirmek olduğu yıllarımda kendime gündüz gezmelerimin cezasını çektirmek için geceleri uyanık kalmaya çalışmakla başladı her şey. Hayat ne ilginç. Bir an geliyor, bir gün yaşıyorsun; hiçbir şey eskisi gibi olmuyor. O an, o gün bitip gidiyor, her şey geçiyor. Bittiğinde, geçtiğinde, o saman tadıyla karıştığında, her şey daha acı oluyor ama… İnsan kahvesini bile daha acı demliyor mesela. Bunca yıllık uykusuzluğum varken, gözlerim uykusuzluktan farken; ben istemez miyim sayın okuyucu, bugünün şerefine ortalıkta dolanan kırmızı balonları, gülleri yazmayı?

İnsan zamanla öğreniyor, kağıttan özene bezene yaptığın uçakların müthiş bir hızla yere çakılacağını, sahip olduğumuzun aslında bize verilen bir hediye olduğunu, şu yaşam kavgasında insanı savuran rüzgarı, kumsala yazdığın yazının bir dalganın misafir oluşuna baktığını, beyin kıvrımların arasında gezinen fikirlerin hayallere dönüştüğünde aslında onların da bir sis bulutu misali dağılmaya hazır olduğunu.

İnsana bir hediye; bir yeni güne başlayabilmek bile. Ve insana bir acı, bir güne başlarken nasıl bitireceğini -hatta bitirebileceğini- bile bilmemek.

‘Hayatın gerçek gizi, güzelliği aramaktır’ der Oscar Wilde ve adına yaşamak dediğimiz şey de bu güzelliği aramak ile geçen bir sürece denk olur. İnsan bir yere yaslanıp da kağıdı kalemi eline alıp yazacağını sandığı mutlu sonun, pek de öyle olmadığını bir günde, bir anda anlayabiliyor sayın okuyucu. İnsan öğreniyor, aslında hayatın mutlu bir sonu yokmuş. Sona giden sürecin, yolun keyfini çıkarabilirsen ne alâ; ne kadar da şanslısın. Acının da vahşi bir tadı oluyor, hem de dayanılır gibi değil. Çünkü onlar da dahil yaşama.

Acılar geliyor geçiyor; evet, ağzındaki saman tadı bir türlü geçmiyor lakin geçip giden acılar bir yeni ay misali okyanus gibi masmavi bir gökyüzünde görünmez oluyor.

Bugün 14 Şubat. Her yer masmavi, bugün acılar bile yeni ay.


fullsizerender

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s