Kahve Yanı Yazıları

yer.

Apartmanın demir kapısı kapanırken çıkardığı ses yüzünden Arnavut kaldırımlı Kadıköy yokuşlarından birisi uykusundan zıplamasın diye kapıyı yavaşça örttü. İnce ince yağsa da havayı griye boyayan bulutlardan akan yağmur damlaları, kaldırımları boyamıştı bile. Kendi kalp atış sesinin her adımıyla beraber belli bir ritme oturan topuk sesine karıştığı bir sabahta Sezgin, Kadıköy’ün insanı rıhtıma eriştiren yokuşlarından birinden iniyordu.

Bir yandan “Bu şehir uyumuyor mu yahu hiç, hep mi kalabalık olur burası?” diye içten içe sızlanırken bir yandan da en taze simidin kendisinde olduğunu iddia eden iskeledeki simitçileri kesiyordu. Ankara simidi gibi bir gerçek varken bu simitler istediği kadar taze olsun. Sezgin bir simitle bile şehr-i İstanbul’da geçirdiği onca süreye rağmen bir şeylerin eksik kaldığını geçirdi aklından. Sahi sayın okuyucu, İstanbul’a geleli ne kadar olmuştu ki? Geçen onca zaman bazı anlamlara gelmiyordu.

İskelede bir süre bekledikten sonra vapura geçti. Hemen arkasından, artık babalardan sökülmeye başlayan halatların koşturmacasına, bir yerlere yetişmeye çalışanların telaşı eklendi. İnsan sürekli bir yere yetişmeye çalışmaktan olduğu yerin tadını çıkaramıyor sayın okuyucu. Sabah ofise yetişmeye çalışırken radyoda çalan o çok sevdiği şarkının tadını, gün içerisinde işlerine yetişmeye çalışırken içtiği kahvenin tadını ya da hafta boyu oradan oraya yetişmeye çalışırken bir ağacın altında oturup da dinlenmenin tadını hep bir kenarda bırakıyor. Nasıl ki sevgileri yarınlara bıraktıysan sayın okuyucu, olduğun yerin tadını da bir kenara bıraktın bu hayatta.

Biz bunları düşüneduralım; Sezgin ayağını vapurun demirlerine uzatmıştı bile. Vapurun kenarlarından masmavi denize süzülen beyaz köpükleri gördükçe zihninden “Anlayamazsınız…” diye geçirdi, gülümsedi. Ne bir Alex ne de bir Ankara simidi olan iskeleden aldığı simitlerle her gün kendine eşlik eden martıları besleme seansını tamamladıktan sonra, yanı başında duran kitabını eline aldı ve sayfalarını karıştırdı.

Öylesine durduğu bir sayfada kendisini bir Orhan Veli şiiri karşıladı.

“Öyle bir yerde olmalıyım,

Öyle bir yerde olmalıyım ki…

Ne karpuz kabuğu gibi, 

Ne ışık ne sis ne buğu gibi…

İnsan gibi…”

Sezgin kafasını elinde tuttuğu kitaptan kaldırdığında Haydarpaşa giderek küçülmekte; vapurun arkasından süzülen beyaz köpükler öylece uçuşan martılar ile birlikte yine eşsiz bir tablo çizmekteydi sayın okuyucu. Sezgin’in hep istediği, huzurla dolacağı bir yerdi.

Aynen tam da şu andaki gibi…

*Ait olmadığını düşündüğü dünyadan ayrılalı 67 yıl olan Orhan Veli Kanık’ı saygıyla anıyorum.


yer

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s