İklim Değişiyor Deyip Geçmeyin

Ocak ayının sonlarına geliyoruz. Ancak dışarı çıkarken halen bir gömleğin üzerine kazağın yettiği, sanki bahardan yaza geçerken yaşadığımız günleri yaşıyoruz. İklim Krizi tüm benliğiyle hayatımızın tam ortasına gelmiş bulunuyor. Hiç şüphe yok ki, bu olağanüstü gelişmeleri fazlasıyla değerlendirdik bu köşedeki satırlarımızda. Gidişat böyle devam ederse, ülkelerin Sanayi Devrimi’nden bu yana yeryüzünün ısınması hedefini 1,5 derecede tutma hedefi bir ütopyadan ibaret kalacak. Çünkü 2 ila 2,5 dereceler artık kötümser değil olası senaryolar arasında yer alıyor. Bununla birlikte, iklim değişikliği ve beraberindeki olumsuz etkilerinin küresel ekonomiye maliyetinin 2050 yılına kadar 25 trilyon doları da aşacağı öngörülüyor.

İklim değişikliğinin olumsuzlukları bütün bunlarla da sınırlı değil. Yapılan araştırmalar insanların doğal kaynaklara olan erişimlerinin azalmasının insan sağlığı ve hayat kalitesindeki bozulmaya sebep olduğunu gösteriyor. Öyle ki, son dönemde giderek yoğunlaşan psikososyal ve psikolojik rahatsızlıkların artmasında şehirlerdeki yeşil alan miktarının azalmasının payı olduğu ifade ediliyor. Yine aynı şekilde, yapılan araştırmalar ışığında insanların yeşil alan ve su kaynaklarına olan erişimi ile fizyolojik açıdan iyi olma ve hissetme halleri arasında pozitif bir ilişkinin varlığından söz etmek mümkün.

Bireylerin çevresel anlamda beslenememesi toplumsal sorunları da beraberinde getirdiği için iklimdeki değişiklikler toplumsal sorunları da beraberinde getiriyor. Bunun en yakın örneğini salgın döneminde bizzat yaşadık. İnsanların doğayla buluşamaması psikolojik ve toplumsal sıkıntıları da yanında getirmişti. Hatırlarsınız…

İklimde yaşanan kötüye doğru değişikliklerin bir diğer sonucu ve belki de en önemlilerinden birisi de sürdürülebilir gıda güvenliğinde yaşanmasını beklediğimiz sıkıntılar. Geçtiğimiz haftalarda yaptığım bir araştırmanın sonucunu sizlerle paylaşayım. Hava durumunda yukarı yönlü ortalamadan her 1 derecelik sapma gıda fiyatlarında ortalama %7,4’lük artışı beraberinde getiriyor. Meteoroloji Genel Müdürlüğünün verdiği bilgilere göre 1927-2021 yılları arasındaki dönemde Ankara’da Ocak ayı için ölçülen ortalama sıcaklık 0,2 derece, ortalama en yüksek sıcaklık ise 4,2 derece. Bu satırların kaleme alındığı sırada ise hava sıcaklığı 11 derece. Nitekim yağışların da hayli gecikmesi gıda ürünlerinin tam da ihtiyacı olduğu dönemlerde suya hasret kalmasına sebep oluyor. Uzmanlar dünyanın böyle giderse 8 tane hasadının kaldığına ikaz ediyorlardı. İklimdeki bu değişiklikler, yağışlara hasret durumumuz böyle giderse dünyamız gıda konusunda da büyük sıkıntıya düşecek. Maalesef…

Ne yazık ki insanlık olarak çevredeki tahribatının ne denli büyük bir sıkıntıya sebep olduğunu henüz tam anlamıyla idrak edebilmiş değiliz. Dünya verilen tüm sözlere rağmen iklim değişikliğine dur deme noktasında yeterli ve kararlı adımları hayata geçiremedikçe dünya çok daha büyük bir hızla yaşlanmaya ve yıpranmaya devam ediyor. Zamanı geriye alamıyoruz ancak geleceğimizi kurtarmak için daha fazla geç olmadan, hemen bugün harekete geçmeliyiz. Hem de hem birlikte, birimizi bile ardımızda bırakmadan.

Güzel ve sağlıklı bir hafta geçirmeniz ümidiyle…

Bu yazı 25 Ocak 2023 tarihinde Ticari Hayat Gazetesi‘nde yayımlanmıştır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s