Kahve Yanı Yazıları

temizlik.

“-Ümit Beeeeeeyyy, toparlayabildiniz mi orayı? Birazdan biter burada işim.”

Dar merdivenlerine oturduğu çatı katında Ümit, kaç yıldır evine geldiğini hatırlamadığı, anne yarısı olan temizlikçisinin sesiyle irkildi sayın okuyucu. Mevsimlerden bahar olmasa da okkalı mı okkalı bir bahar temizliğine girişmiş, kendisine dar gelenin dört duvar olduğuna mı yoksa biriktirdiği bir dolu eşya olduğuna mı karar veremediği için çareyi temizlikte bulmuştu. Yeri geldiğinde dert ortağı olan temizlikçi teyzesinin de o yaşta çatı katına çıkmasına içi razı gelmediğinden iş başa düşmüştü.

Çatı katında kendisini ilk olarak, neredeyse girişi kapatacak kadar çok olan kolilere sığamayıp da taşan kitapları karşıladı Ümit’i. “Temizliğe konu bile olamaz bu kitaplar diye geçirdi içinden. Döviz kurlarındaki değişimin malların göreli fiyatları üzerindeki etkisi de vardı o kitaplarda, altını çizmekten kanattığı; yıllar önceki kendisinin yazdığı satırlar da… Sevinç, üzünç, sevgi, kavga; duygulardan bin duygu o kolilerin içindeki o kitapların ev sahipliği yaptığı o satırlara konuk oluyor; kokusunu şişelemeye kalksan milyonların kalbini kazanacağın sayfalar bir dolu anıyı içinde barındırıyordu.

Bir temizlik hevesi mevzubahisse eğer; hikayenin kahramanının olmazsa olmazı olan sarı toz bezini bir kenara bırakıp kapağı açık kolilerin birinden bir kitap seçti kendine. Kitabın kapağını araladığında daha ilk sayfada kendi el yazısıyla aldığı, tam da kitapları anlatan not karşıladı kendisini:

“Hayatım boyunca yattığım yerden kalkamayacak bile olsam kucağımdaki üç beş kitapla sayısız zaman ve mekan gezebilirim. Kitaplar bizi zamandan zamana, mekandan mekana ve insandan insana taşırlar. Onların dev kayalardan, kil tabletlerden küçültülüp de elde taşınacak boyuta ulaştırılma ısrarı dahi insanlığın onlarsız yapamayacağının bir göstergesi.”*

Evet sayın okuyucu, Ümit’in kitapları temizliğe konu bile olamazdı. Yaşanan onca farklı duyguyu, onca farklı anıyı ve bu dünya üzerinde var olan/olmayan bir dolu karakteri içinde barındıran kitaplar, bir ceviz büyüklüğündeki dünyamızın hala döndüğünün bir kanıtı. Ne zamanki tüm anılar, tüm karakterler kitaplara konu olmayı başaracak; işte o zaman insanoğlunun hikayesi de sonlanacak ve bu dünya hızla soğuyacak.

Ne zaman ki tüm duygular yaşanacak; işte o zaman bu dünya soğuyacak. Yıldızların arasında bir yıldız, hem de en ufacıklarından. Mavi kadifedeki bir yaldız zerresi bu koskocaman dünyamız soğuyacak sayın okuyucu. Hem de bir buz yığını yahut ölü bir bulut gibi de değil; ne zaman ki tüm duygular yaşanacak, işte o zaman boş bir ceviz gibi yuvarlanacak dünyamız, zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.**

Temizlikçi teyzesinin en büyük silahı olan elektrik süpürgesinin sesi arttıkça tehlikenin arttığını fark etti Ümit. Bir an önce çatı katını düzenlemeliydi. Kendini kitaplardan kurtardığı an gözü masanın üzerinde duran mektuplara takıldı. Üzerleri özenle yazılmış, her biri tarih sırasına göre dizilmiş, sahiplerine göre farklı renkli kurdeleler ile bağlanmış mektuplara… Her biri bir daha açılmamak üzere kapatılmış ve hiçbiri sahiplerine gönderilmemişti.

Çalışma masasının üzerinde kendisine yer açacak, temizliğe konu olacak tam da bu mektuplardı sayın okuyucu. Pencere kenarı bir otobüs koltuğunda, bir tavan arasında, bir sokak kaldırımında ya da bir tepede karaladığı sayfaları özenle saklamıştı bunca zaman. Ancak şimdi temizlik vaktiydi; elektrik süpürgesinin sesi giderek yaklaşıyordu. Altında kumsal olan kaldırımlarda özenle karaladığı sayfaları şimdi bir tavan arasında özenle yakıyor; bir yandan çatı katını temizlerken bir yandan da geleceğine de en güzelinden bir tohum atıyordu.

Ümit bir süreliğine kapattığı gözlerini tekrar açtığında çatı katındaki çamaşır suyuyla karışan yanmış kağıt kokusunu, bir bahar sabahı ciğerlerini huzurla dolduran bahçenin kokusuna benzetti. Uzunca bir süredir dağınıklığından girmeye üşendiği çatı katı attığı tohum sayesinde artık bir çiçek bahçesiydi.

Ne de olsa sayın okuyucu; mesele tohum atmakta. Çünkü çiçeğin nereden çıkacağını bilemezsin.***


temizlik.jpg

 

 

*Kafa Dergisi’nin 37. sayısında; Mahir Ünsal Eriş’in kaleminden.
**Nazım Hikmet’in o çok sevdiğim “Yaşamaya Dair”inden.
**Ece Temelkuran – İyilik Sağlık.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s